Cinsel Birleşme Pozisyonları hakkında

Cinsel birleşme pozisyonları, cinsellikle ilgili konularda en fazla ilgi çeken konulardandır. Buna rağmen hakkında en fazla yanlış bilgi olan konulardan biridir. İnsanlık tarihinin çok eski devirlerinden beri, cinsel birleşmenin birçok pozisyonu tanımlanmıştır ve yaygın ilgi görmüştür. Hatta Hindu dininde cinsel birleşme kutsallaştırılmıştır. Yüzlerce pozisyon 'Kamasutra' adli aşk sanatı kitabında toplanmıştır. Bu kitap ve daha sonraki dönemlerde düzenlenen birçok cinsel pozisyon kitabi, yüzyıllardır günümüze kadar yaygın okuyucu bulmaktadır. İnsanların çeşitli pozisyonlara duydukları merak, seks filmi sektörünün de en önemli varlık nedenlerinden birini oluşturmaktadır.
Buna rağmen büyük olasılıkla dünyada en yaygın olarak kullanılan, misyoner pozisyonudur. Bu pozisyon kadının altta, bacakları açık yattığı, erkeğin üstte ve hareketli olduğu, klasik birleşme pozisyonudur. Bu klasik pozisyona verilen 'misyoner pozisyonu' ismi dahi aslında kapalı bir cinsellik anlayışına gönderme yapmaktadır. Kadının cinsellikle ilgilenmediği, cinsel hazzının önemsenmediği, hatta pek de istenmediği, cinsel birleşmeye etkin olarak katılmasının gerekmediği bir cinsellik anlayışının göstergesidir. Ayrıca bu pozisyon erkeğin cinsel birleşmeyi yönetmesi ve etkin hareketleri için kolaylık sağlar. Erkek egemen bir pozisyondur. Üstelik bu pozisyon döllenme için uygundur. Yani cinselliği yalnızca üreme amacıyla hoş gören bir bakış açısı için de biçilmiş kaftandır.
Aradan geçen yüzyıllar boyunca, cinsel fizyoloji bilgileri artmıştır. Toplumların cinselliğe bakış açılarında yavaş da olsa genişlemeler olmuştur. Farklı cinsel yasam biçimleri görece yaygılaşmıştır. Ama tüm bu gelişmeler bile klasik cinsel birleşme pozisyonunda büyük bir değişim yaratamamıştır.
Erkeğin üstte olduğu cinsel birleşme pozisyonu, elbette cinsel birleşme biçimlerinden en önemlilerinden biridir, ama tek seçenek değildir. Kadın cinsel fizyolojisi konusunda son 30 yılda artan bilgilerimiz bize başka gerçekler de öğretti. Erkeğin üstte olduğu cinsel birleşmenin, kadının orgazmı açısından en uygunsuz biçim olduğunu gördük.
Kadın cinsel organlarının yapısına ve cinsel işlevlerine baktığımız zaman, kadının en duyarlı bölgesinin klitoris olduğunu görmekteyiz. Kadın orgazmının tetiğini her zaman klitorisin çektiğini biliyoruz. Tüm cinsel birleşme biçimlerinde, klitoris dışarıda kalmaktadır yani doğrudan uyarıdan uzakta durumdadır.

Ancak kadının cinsel deneyimi arttıkça kadınlar bu durumu değiştirebilmektedir. Cinsel birleşme sırasında, klitorisinin cinsel eşinin bedenine sürtünmesini sağlamayı öğrenmesi mümkündür. Bu hareketler birçok kadının orgazmını çok kolaylaştırmaktadır.
Cinsel birleşme pozisyonları içinde, eş zamanlı klitoris sürtünmesini sağlamaya en uygunsuz olanı gene misyoner pozisyonudur. Aynı nedenle, kadın orgazmı açısından en uygun pozisyon kadının üstte ve hareketli olduğu durumdur.
Tabii ki bazı kadınların daha az doğrudan klitoris uyarısıyla yetisi gibi bir şansları olabilir. Ama kadınların çoğu için, cinsel birleşmenin yarattığı dolaylı uyarıyla orgazm olmak pek de olası değildir. Elbette üst pozisyonda olmak daha fazla bedensel hareket, yani sevişmeye daha etkin bir katılım da gerektirir.
Yaygın cinsellik anlayışına uygun olarak, kadın, kendi cinsel hazini ve orgazmını da erkekten beklediğinde durum değişecektir. Sevişme sırasında pek bir fiziksel etkinlik göstermediğinde, klitoris sürtünmesini de sağlayamayacaktır. Bu durumda, orgazm sorununun ya da doyumsuz cinsel yaşamının sorumlusu da aslında sadece kendi cinsellik anlayışı olacaktır.
Her cinsel birleşme pozisyonunun kendisine özgü cinsel hazları da vardır. Birinde çok kolay sağlanan bir haz, diğerinde olmayabilir. En sevdiğimiz yemeği dahi her gün yemediğimizi anımsamalıyız. Cinsel ilişki pozisyonlarımızı da eşitlendirmek, cinsel yaşamımıza çok şey katabilir.
